3 Temmuz 2018 Salı

Velotürk Çeşme Granfondo 2017

Blog yazmaya ilk başladığımda sadece yarış raporu başlığı altında koştuğum yarışlarda yaşadıklarımı anlatmaya çalışıyor, yarışa katılmaya karar verdiğim ilk andan bütün hazırlık sürecinin istatiksel bir özeti, yaşadıklarım, yarışta bedenimin fiziksel ve psikolojik reaksiyonunu, yarış sonrasını ve eğer değinilecek birşey varsa organizasyon hakkında olumlu olumsuz birşeyler yazıp yazıyı bitiriyordum. Bu yazılarda işin büyük kısmında yarış öncesi aylarca süren hazırlık safhası, yaptığım antrenmanlar, nabız değerleri, haftalık süreler, antrenman içerikleri vs hepsini detaylı birşekilde anlatıyordum. Ve işin açıkcası, uzun araştırmalarla çeşitli kaynaklardan edinilen bu bilgileri uygulayıp bu blogda paylaşmak çok hoşuma gidiyordu.





Son 1 senedir gerek işlerden fazla vakit kalmaması, gerek evde nüfusumuzun çoğalması sonucu düzenli/kaliteli antrenman yapamamaktan yarış raporlarında hazırlık safhası ''içi boş bir çuval'' gibi olmuştu. Bu da yarış raporu yazarken bendeki eski pozitif motivasyonun oluşmamasına sebep oldu. Ve artık bu durumun nirvanasını yaşıyorum. Velotürk Granfondo Çeşme yarışında yarıştım, çok güzel uzun uzun anlatılması gereken bir organizasyondu. Yarışalı neredeyse 7 ay oldu ama hala oturup da raporumu yazamadım. Bu iş benim biraz canımı sıktı ve açıkcası böyle bir giriş yaparak bir nebze olsun içimden geçenleri yazmak istedim. İnşallah 2018 bu anlamda daha verimli geçer, ve seçtiğim yarışlar için spesifik, motivasyonu yüksek, hedefe dönük antrenmanlar yapıp buradan paylaşırım diyerekten Velotürk Granfondo Çeşme raporuma başlamak istiyorum.

Yaklaşık 2,5 senedir işe mümkün olduğunca bisikletle gidip gelmeye çalışıyorum ve bu sisteme geçtiğimden beri ulaşımda bindiğim dışında çok antrenman yapamıyorum. Hacim olarak (süre) antrenman miktarını arttırmış gibi görünmeme rağmen antrenman içeriği (kalitesi) ciddi anlamda negatif etkilenmiş durumda. Herşeyden önce ciddi trafik içinde giderken 1. önceliğiniz nabız aralıklarınız veya power değerleriniz değil, sağ salim eve veya işe gidebilmek oluyor. Hoş, açıkça söylemek gerekirse, trafikte bisikletliye saygı konusunda ön yargılarımız ve etraftan duyduğumuz tafralar kadar kötü bir durum yok, hatta ortalamanın çok üzerinde bir bisikletliye saygı durumu var. (1,5 senedir işe bisikletle giden biri olarak konuşuyorum.) Ama yine de ağır trafikte dur kalklarda verimli bir antrenman yapmak mümkün değil. Bu modda hazırlanınca yarışa çok iddaalı gidemiyorsunuz haliyle.

Çeşme Granfondo'ya 4 arkadaş beraber araç ile gittik. 4 kişi, 4 bisiklet, 4 kişinin çantalarının binek bir araca nasıl sığdırıldığını bizde hala anlamadık. İspatı da, dönüşte 3 kişi, 4 bisiklet ve 3 kişilik çanta ile dönmemize rağmen gidiş kadar rahat sığamadık araca.

Güzel bir hazırlık safham (antrenman) olmadığı için direk yarış gününe geçmek istiyorum.
parkur elevasyon grafiği

ParkurÇeşme merkezden başlıyor, Ovacık yönünden Alaçatı'ya ulaşıyor. Sonrasında Ildır, oradan içeri doğru tırmanış ve eski yoldan Çeşme. Yol çoğunlukla soğuk asfalt, 100 km'lik parkurda 1324metre tırmanış ile zorlayıcı olacağı belli. Ayrıca meşhur Çeşme rüzgarı ve hava sıcaklığı da parkurun zorluk katsayısını arttırıyor.


yarış rotası
Yarış sabahı çok erken saatlerde kahvaltı yapıp start alanına geçtim. Geceden lastiklerin havasını ayarlamış olduğumdan emin olmama rağmen starta 15 dk kala ön tekerimin inik olduğunu anladım. O anki panikle tekerin patlamış olma ihtimali çok ağır bastı ve start alanından ayrılıp hızlıca mekanikerlerin olduğu alana yöneldim. Fakat start öncesi telaşıyla orada herhangi bir kişiye derdimi anlatma şansım sıfırdı. Sacede gerekli malzemeleri (pompa vs.)bulabildiğime şükrederek yedek lastiğimle patlamış olduğunu düşündüğüm iç lastiği değiştirdim. Starta 3-4 dk kalmıştı ve sakin kalabilmek için sürekli telkinlerde bulunuyordum kendime. O karmaşada pompayı tekrardan bulup değiştirdiğim lastiği şişirmeye başladım. İnanılmaz!!! Lastiği şişiremiyordum, bir noktadan bariz bir şekilde hava kaçırıyordu. Hızlıca mekanikerlerden birine durumu sordum ve iç lastiğin patlak olduğu cevabını aldım.

-''Tamam!!'' dedim, buraya kadarmış. Start alamadan pes ediyorum ve sessizce otele dönüp diğer arkadaşların yarışı bitirmesini bekliyorum diye içimden geçirdim. Bir bisiklet yarışı startı öncesi başıma gelebilecek herşey gelmişti.

-1-2 dk şapşal şapşal etrafa baktıktan, beyne biraz kan gittikten sonra ne olursa olsun şansımı zorlamaya karar verdim. İlk anda değiştirdiğim iç lastiğin belkide patlak olmama ihtimalini düşündüm ve hızlıca tekrar iç lastiği değiştirerek ilk kullandığım iç lastiği tekrar taktım. Lastiği 110 psı seviyesine kadar şişirdim ve 2 dk bekledikten sonra tekrar basıncına baktım. 105-110 psı aralığındaydı. Şöyle bir varsayımda bulundum; ya iç lastiğim patlak ve hafif hafif hava kaçırıyor veyahut lastik patlak değil ancak 2 ölçüm arasındaki tutarsızlık benim sibobu gevşetirkenki kaçırdığım hava.

Velhasıl hızlıca start noktasına gidip yarışa başlamaya karar verdim. Planım şuydu; ilk 25 km (ilk kontrol noktasına kadar) çok agresif gitmeyecek, lastiğimin hava kaçırdığını varsayarak kontrollü gidecektim. İlk istasyonda durup lastiği kontrol edecek, havası azalmışsa sessizce yarışı bırakıp kaderime teslim olacak, sorun yoksa tam gaz devam edecektim. Tüm bunları planlarken yanında yedek lastik olmadığını bir an olsun aklımdan çıkarmayacaktım.

Start noktasından ayrılıp yarışa başlamak da tam bir işkenceydi. Uzun parkurun ön ana grubu yarışa çoktan başlamış, start alanına az sonra başlayacak kısa parkurcular girmişti. Onların arasından sıyrılıp yarışa başlamak meşakkatliydi.

Start alanından geçip yarışa başladım ve benim gibi arkada kalanlarla ufaktan gruplar kurup öne doğru ilerlemeye başladık. Bi ön grupla kontak kurunca devam edebilecekler ön gruba geçiyordu. ilk 25km bu şekilde bazen grup içinde bazen solo devam etti. Aklımda hep ön tekerimin havasının inmiş olma ihtimali vardı. İlk istasyona ulaştım ve hızlıca lastiğimi kontrol ettim. İlginç ve umut verici bir şekilde lastik taş gibiydi. İnanılmaz bir moral geldi bana. Ve artık tamamen yarışa konsantre olabileceğimi düşünerek pedallara yüklenmeye başladım. Bu istasyondan Alaçatı'nın içine kadar inişli çıkışlı, bol rüzgar alan bir rotada ilerledik. Bu bölümde yine irili ufaklı gruplar oluştu. Uzunca bir süre grup içinde kalarak optimum seviyede gittim. Arada bir gruptan ön tarafa cılız ataklar oluyor, çok geçmeden kaçan yakalanıyordu. Alaçatı merkeze yaklaşırken Hi ride takımından bir kişi ve onunla beraber biri öne doğru tempo yaptı. Alaçatı merkeze gireceğimizi düşünerekten (rüzgar korunaklı) onların tekerine yapıştım ve 3 kişilik bir grup çevirmeye başladık. Amacımız önlerde başka bir grup bulabilmekti. Alaçatı merkezden çıktık, uzun bir düzlükte önümüzdeki 2'şerli, 3'erli gruplar gördük. Çok uzaklarda büyük bir grup vardı. (keşke yetişebilseydik) Ama yetişmemiz imkansızdı. Ve bu noktadan Ildır'a kadar 2'li 3'lü veya solo çevirmek zorunda kaldık. Şimdi düşününce yarışın rüzgar anlamında en yıpratıcı yeri de bu bölümdü. Ildır'a yaklaştığımda ben bitmiştim ve beni esas moralmen bitiren ise arkadan gelen yaklaşık 25-30 kişilik benim Alaçatı girişinde kaçtığım grubun jant sesleriydi. O grubun içinde kalarak bu bölüme çok daha taze gelebilirdim. Velhasıl gruba tutunma çabalarım 2-3 km sürdü anca.

Ildır çıkışında yarışın en sert tırmanışı başladı ve burada tamamen dağıldım. Kramplar bisikletten inmeme neden oldu. (Ev-iş commute ile anca bu kadar diye haykırıyordu bacaklar) Yanımdan geçen biri kramp için bir tuz tableti verdi.(sağolsun) Ve aynen dediği gibi içtikten 5dk sonra kramp ağrıları geçti. Yarışın zor kısmı (tırmanış ve rüzgara karşı olan kısmı) bitmişti. Buradan sonra Bu sefer Çeşme rüzgarını da arkamıza alarak hafif inişli eski Çeşme yolundan 50-60 km/sa hızlarla uzun bir süre ilerledik. Son kısım yine in çıklar ve rüzgarla beraber sevimsizdi. Ve sonuç olarak yarışı 4:22:06 sürede tamamladım.

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder